Tuesday, August 7, 2007

New York (da) Bir Kadındır


Leonard Cohen’in ‘Suzanne’i çok güzel bir şarkıdır. Şarkı sözündeki Suzanne’in yaptığı gibi sizi “nehir kıyısındaki eve” götürebilecek güzelliktedir. Ve yine şarkı sözündeki gibi, -maalesef Suzanne ile olmasa da- bu şarkı ile “geçirmek isteyebilirsiniz geceyi.” Şarkının ve sözlerinin esin kaynağı kimdi ve ismi gerçekten Suzanne miydi bunu Cohen bilir ama yıllar sonra bir başka Suzanne ile karşı karşıya geldi bu ozan. Buluştular, görüştüler; oturup sohbet ettiler ve beraber şarkı da söylediler.
Benim Suzanne Vega ile tanışıklığım, dinleyicilik tarihimin tuhaf bir gidişata sahip olması nedeniyle, Cohen’in Suzanne’i ile tanışmamdan daha eski. TRT 3’ün gündemi yakalamaya çalıştığı dönemlerde, 1986’da Vega’nın ikinci albümü “Solitude Standing” çıktığında dinleyebilmiştim kendisini. Üstelik, şimdi ismini hatırlayamadığım programda 1985 tarihli ilk albümden de şarkılar çalınmıştı. Kasede çekilen program, uzun süre dönmüştü teybimde. Sonradan çok meşhur olan ‘Luka’, ‘Tom’s Diner’, ‘Solitude Standing’ şarkıları bu kasette vardı, ve tabii ‘Small Blue Thing’ de...
Bir süre daha takip ettim Suzanne Vega’nın durgun ozanlığını. Sonradan dinlemeye başladığım müziklerin arasında ise onunki giderek arka planda kaldı, sonra da bütünüyle unutuldu. Yıllar sonra, albüm yapmaya devam ettiğini bildiğim ama onu dinlemediğim bir dönemde, Leonard Cohen ile sohbetini okudum Roll dergisinde. Birkaç yıl daha geçti ve şimdi, her nedense onun sesini tekrar dinlemek istedim. “Beauty and Crime”albümü yeni çıkmıştı. Albümü edindim ve Suzanne Vega’nın müzikal coğrafyasında yine zaman geçirmeye başladım.

New York: Güzelliğin ve Suçun Merkezi

Öncelikle, yıllardan sonra Vega’nın sesini duymak ve kafamda kalan imgenin değişmemiş olduğunu görmek güzel. Üstelik, altı yıldır çok meşgul olsa da yeni bir albüm yapmamış olduğunu öğrenmek de ilginç. Ama bu sırada çeşitli konserlere çıkmış, bir televizyon dizisi sunmuş, tekrar evlenmiş, plak şirketini değiştirmiş ve hakkında bir belgesel hazırlanmış. Az şey değil. Tüm bu süreçte yazdığı şarkılar da yeni albümü “Beauty & Crime”da bir araya getirilmiş.
Kısaca folk-pop diye tanımlanan müziğinde Vega’nın şiir tadındaki şarkı sözleri önem taşıyor. Elbette Cohen ve onun yanı sıra Lou Reed ve Bob Dylan’dan etkiler taşıdığını söylemek yanlış olmaz; üstelik bu çok da normal. Çok iyi bir okur olan Vega’nın sevdiği yazarlar arasında Bronte Kardeşler, Emily Dickinson, Steinbeck ve Joyce yer alıyor. Hemcinsi çağdaş ozanlardan ise Liz Phair, Fiona Apple ve PJ Harvey’e bayılıyor.
Suzanne Vega’nın son albümü “Songs in Red and Gray,” 11 Eylül felaketinden iki hafta sonra yayınlanmıştı. Yeni albümü ise, kendi evi olarak gördüğü New York şehrini merkezine alıyor.
Hareketli başlıyor “Beauty & Crime”. Nefis arka vokalleriyle ‘Zephyr & I’ın nostaljik bir havası var: “Çocuklar gitmiş ama ruhları kalmış burada / Grafitiler silinmiş ama duvarlar yerinde / Çiçekler yok oluyor ama dünya var olmak zorunda..” Hasta olduğu için 11 Eylül’de İkiz Kuleler’deki işine gitmeyen, ama olaydan sekiz ay sonra ölen ağabeyinin yaşadığı ‘Ludlow Street,’ albümün en melankolik parçasının ismi. Vega’nın hüzünlü nakaratlarının ardındaki yaylılar çok kırılgan. Hemen ardından -ki biz de İstanbul’un öyle olduğunu düşünürüz- New York’un, albüme adını veren ‘güzelliği’ hakkında konuşuyor müzisyen: “New York bir kadındır ve seni ağlatır / Sen onun için sadece herhangi bir erkeksin.” Şarkıdaki akordeonlar ve yaylılar biraz Nick Drake’in şarkılarını çağrıştırıyor. ‘Pornographer’s Dream’de Vega’nın çok sevdiği Brezilya müziğinin etkilerini duyabilmek mümkün. Şarkının aydınlık yüzü bu. Karanlık tarafta ise yaylılar yine hüzünlü tellerden çalıyor. ‘Frank & Ava’, akılda kalıcı nakaratıyla bir ilişkiyi anlatıyor. Albümdeki iki şarkıda, “Aşk, önemli olan tek şeydir” (‘Ludlow Street’) ve “Âşık olmak yeterli olmayabilir” (‘Frank & Ava’) şeklinde iki nakarat var. ‘Edith Wharton’s Figurines’ sanki Vega’nın eski dönemlerinden kalan akustik bir pırlanta. Ağır ve melankolik başlasa da, aniden dönüşen ‘Bound’, kanımca albümün en akılda kalıcı şarkısı. En zayıf halka ise ‘Unbound.’ Buna ancak Angel’s Doorway’i de ekleyebilirim, o kadar. ‘As You Are Now’ ise Vega’nın kızı hakkında: “Gözyaşlarının hepsini toplayacağım / Yıllar boyunca o tuzlu mendilleri / Ve hepsini güneşe yayıp kurutacağım / Ağladığın her seferin o elmaslarını..”
“Beauty & Crime”, şaşaayı sevmeyen mütevazı bir ozanın ruh dolu, sıcak ve iyi bir geri dönüş albümü. Tabii her zaman olduğu gibi Suzanne Vega şarkılarında detaylara büyük önem vermiş ve oralarda gizli çok şey olduğu belli. Bu detayların peşinde daha büyük güzelliklere ulaşılabileceği ise âşikâr.
Hem müzikal, hem de ticari başarısıyla 80’lerde birçok kadın ozanın yolunu genişleten Suzanne Vega, geri dönüş albümüyle bu isimlerin çoğundan çok daha ilerde olduğunu bir kez daha gösteriyor. Leonard Cohen ile başladığım yazıyı, yine onun söyledikleriyle bitireyim: “Hiçbir zaman bayağılığa teslim olmuyorsun, muhabbet tellallığı yapmıyorsun. Bence senin şarkılarının en önemli yanı, kolaylıkla haysiyetli olmayan bir itiraf haline gelebilecek konulardan söz etmene rağmen haysiyetlerini kaybetmemeleri. Haysiyet kaybının yanından bile geçmemeleri.”

No comments: