Tuesday, September 11, 2007

San Francisco’ya Yolunuz Düşerse...

“Eğer San Francisco’ya gidiyorsan / Saçlarına çiçekler takılı olsun mutlaka / Eğer San Francisco’ya gidiyorsan / Çok hoş insanlarla tanışacaksındır orada” diyordu Scott McKenzie, ‘San Francisco’ şarkısında. Bu şarkı 1967 yılında bestelenmiş ve Flower Power hareketinin, yani çiçek çocukların, hippilerin marşına dönüşmüştü. Bütün bir ülkenin genç kuşağı hareket halindeydi ve kendini yepyeni bir şekilde ifade etmenin heyecanını yaşıyordu. Bu, şair ve ressam Lawrence Ferlinghetti’nin San Francisco Rönesansı’nı başlatmasından 14 yıl sonraydı. Rönesans devam ediyordu.
San Francisco ve New York A.B.D.’nin Batı ve Doğu kıyısında iki büyük şehir. Bu iki şehir aynı zamanda Amerikan altkültürünün doğumuna sebep olan ve bu kültürü kucağında sallayarak büyüten, besleyen merkezler. Kıtanın her iki yanında, iki büyük deniz feneri...
Lawrence Ferlinghetti’nin bir yayınevine dönüştürdüğü City Lights Bookstore (http://citylights.com/) 2003 yılında 50. yaşını kutladı. Şair 1953’te bir Cumartesi sabahı San Francisco Columbus Avenue’da yürürken 261 numaradaki kitapçıyla (Peter D. Martin) konuşmuş, onunla ortak olmuş ve orasını altkültürün buluşma noktasına, bir tür alternatif kültür merkezine dönüştürme kararı almıştı. İki yıl sonra yayınevi kurularak ilk kitaplar basıldı. Beat şiirinin piri Allen Ginsberg’in (bugün bir kült kitaba dönüşmüş olan) Howl & Other Poems’i (Uluma) de bu kitaplar arasındaydı. Kitap ‘aykırı’ bulundu ve yayımcısı Ferlinghetti ceza aldı. Bu andan itibaren ise herkes Uluma’dan, San Francisco Rönesansı’ndan ve Beat edebiyatından bahsetmeye başladı. Yayınevinde şiir okuma seansları düzenleniyor ve altkültürün önemli şair ve yazarları (genellikle Beat Kuşağı’nın edebi figürleri) burada kendi yazdıkları metinleri okuyor, deneyselliğe her zaman açık duruluyordu. San Francisco’ya akın başlamıştı. Barış şarkıları ve protestolar; sanat, edebiyat ve uyuşturucu alanında her çeşit deneyler... Bir kuşak, kendini ifade etmenin farklı bir yolunu çiziyordu. Buna ihtiyaç vardı çünkü.
Ferlinghetti’nin City Lights Kitabevi’ni kurduğu yaz, kıtanın doğu yakasında, yani New York’ta da aynı damardan bir canlanma baş gösteriyordu. Ressam Willem de Kooning, Jackson Pollock ve Mark Rothko şehrin East Village denen bölgesine çekildiler. Burası daha sonra Greenwich Village olarak nam salacak ve orada Theolonius Monk, Charles Mingus ve Sonny Rollins gibi isimler avangart caz müziğini yaratacaklardı. Folk-rock ozanı Bob Dylan gibi isimler için de Greenwich Village çok önemli olacaktı.
Kıtanın her iki yanındaki bu merkezlerin hem şehir hem de sosyal olarak ilginç, hatta benzersiz topografilere sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz. A.B.D. toprakları çok geniş olsa da bu merkezlerde altkültürlerin doğum yerleri son derece dar. Savaş sonrasında endüstrinin şehirlerde bıraktığı boşluklarda, daracık sokak ve evlerde, izbe barlarda doğuyor bu altkültürler. Öte yandan, bu iki şehirde, diğerlerinin tersine, farklı sınıflardan insanlar iç içe yaşamlarını sürdürüyorlardı. Bu yakınlık da, ilhamını azınlıklardan alan altkültürler için hayati önem taşıyordu elbette. Bunu Harlem’deki müziğin avangart caz üzerindeki etkisinde, ya da komşu Çin mahallesinin, maddeci ve yoz Amerikan yaşantısına karşı hayatlarında ruhsal bir anlam arayışı içinde olan ‘beatnik’lerin Doğu felsefesini seçmelerinde görebilmek mümkün. Yakın olan, insanı etkiler.
San Francisco ve New York arasında altkültürler bağlamındaki fark, San Francisco’da fikirlerin doğuşuna tanık olunurken, New York’ta bunların eyleme dönüştürülmesiydi. Jack Kerouac, Allen Ginsberg, Gregory Corso, William Burroughs gibi beatniklerin batıda oluşturdukları edebi altkültür, yıllar sonra doğuda punk müziğin müsebbiblerinden olacaktı. ‘Aşk Yazı’ için hippilerin San Francisco’nun Golden Gate parkında toplanmaları, bir yıl sonra New York’da radikal bir politik tavra dönüşecekti. Batıda siberpunk’ların denemeleri ise sonraları bize A.B.D.’nin doğusundan ‘.com’lar olarak geri gelecekti. İklimlerin ne kadar belirleyici olduğunu özellikle son yıllarda bir kez daha anlıyoruz. San Francisco, bitmeyen baharı, doğası, sahilleri, mimarisiyle hayatı gevşek bir tempoyla sürdürebilmeye izin verirken, New York ise zaman-mekân darlığı ve inişli-çıkışlı havasıyla insanları hıza ve tempolu bir hayata zorluyor.
Bohem Bir Şair, Bohem Bir Ressam
İtalyan göçmeni bir babayla Portekiz asıllı bir annenin oğlu olan Lawrence Ferlinghetti’nin bu dünyada 90 yılını doldurmasına az kaldı. 1919 doğumlu şair tüm Beat Kuşağı içinde akademik hayatı en uzun ve istikrarlıolanı. Columbia Üniversitesi’nde yüksek lisans yapan (1947) şair, Paris Sorbonne’da doktorasını tamamlamış (1950). Çevirilerinin yanı sıra roman, oyun, sanat eleştirileri ve denemeleri de bulunuyor ve üretmeye devam ediyor. Dokuz dile çevrilen A Coney Island of the Mind, bugün hâlâ A.B.D.’nin en popüler şiir kitabı ve 1 milyondan fazla satmış durumda. Şairin aldığı ödüllerin sayısı da hayli kabarık.
Lawrence Ferlinghetti’nin şiiri, somut ve soyut dünyaya ve onun hallerine her zaman eleştirel gözle bakmayı seçmiş bir şiir. Ama onun için toplumcu bir şair yakıştırmasını yapmak yanlış olur. Onun şiiri, çağdaş dünyanın akla gelebilecek her türden sorununa ayrım yapmadan parmak basan; dini, devleti, savaşı ve sanatı eleştirirken sesi coşkuyla çıkan ve bozulmuş dengelerin yeniden kurulması için sözünü sakınmayan bir şiir: “Bu dünya güzel bir yer / doğmak için / birtakım insanların durmadan ölmelerine / ya da zaman zaman / yalnızca aç kalmalarına / aldırmıyorsanız eğer / ne de olsa bu da o kadar kötü bir şey değil / aç kalan siz olmadıkça.” (s.18)
O, şiirin ve şairin çağdaş dünyadaki yerini de sorgulamış, çoğu insan önemsemese de bunun önemli bir yer olduğunun bilinciyle hep bu yeri savunmaya çalışmıştır. Ona göre şair “durmadan saçmalığı göze alan üstün bir gerçekçidir.” İşi zordur; dengede durmayı becermekle kalmayıp ilerlemek zorundadır da. “Ayrıca / varoluşun boşluğunda / kollarını açmış uçan cambaz kızın / ölümsüz biçimini / yakalayabilecek ya da yakalayamayacak / küçük bir şarlocuktur da.” (s.29) Şiir ‘yakalayamayadabilir.’ Ama bunu deneyebilecek olan da yine sadece kendisidir. City Lights Kitabevi, ismini Şarlo’nun muhteşem filmi Şehir Işıkları’ndan almıştır.
Ferlinghetti’nin dizeleri coğrafyaları aşan, tarih içinde gidip gelen, eylemleriyle geçmişten bugüne, bugünden yine geçmişe uzanan ve kültürleri harmanlayan bir şiiri inşa eder. Okur bazen şaşkınlığa uğrayabilir ama bu şaşkınlığın etkisi hiçbir zaman olumsuz olmaz. Dev dalgalar Batı’dan Doğu’ya Amerika’yı sular altında bırakırken, birden yine çöle dönüşür her şey. Ya da Meksika’da şiir okurken, şair nefis bir aşk şiirini yaratır bir yandan.
Onun şiirlerinde resim sanatına farklı bir gözle tanık oluruz. Birçok ressam (ve tabii şair ve yazar) şiirlerde boy gösterir ve yeniden yorumlanırlar. Chagall, Matisse, Magritte, Goya, Klimt sadece bu seçkide ismi geçenler...
Öte yandan şair, yazdıklarını isimlendirme konusunda da çok usta. Konusunda bir başka usta olan Cevat Çapan’ın çevirilerinin derlendiği kitabın ismi: These Are My Rivers (Bunlar Benim Nehirlerim). Ayrıca Back Roads to Far Places (Uzak Yerlere Arka Yollar), Landscapes of Living & Dying (Yaşamak ve Ölmek Manzaraları), nefis kitap isimleri. Şiir isimleri de hep güzeller: ‘Come Lie with Me and Be My Love’ (Gel Benimle Uzan ve Aşkım Ol), ‘Sometime during Eternity’ (Bazen Sonsuzluk Sürüp Giderken), ‘Big Fat Hairy Vision of Evil’ (Kötünün Büyük Şişman Kıllı Görüntüsü)...
“Bir yerde gerçekleri özgürce söyleyenler yalnızca şairlerdir” diyen büyük şair Lawrence Ferlinghetti, Beat Kuşağı’nın ilk şairlerinden biri değil de, edebiyat dünyasının son bohemlerinden biri olduğunu söylüyor. Bu bohem ressam ve şairin gözünde “gökyüzü bulutlu bile olsa açık seçik” hâlâ.

*Bu yazı, kitap-lık dergisinin Eylül 2007 sayısında yayımlanmıştır.

No comments: