Hollandalı ressam ve baskı ustası Rembrandt van Rijn’ın geçen yıl 400.
doğum yılı kutlandı. Etkinliklerden ve sergilerden Türkiye de payını
aldı ve dünya gözüyle Rembrandt’ın bazı eserlerini görebilme fırsatına
sahip olduk. Ressamın en tanınan tablolarından olmasa da, 1632 tarihli
“Profesör Tulp’un Anatomi Dersi”, bundan tam 40 yıl önce çekilmiş olan
bir fotoğrafla yan yana geldiğinde ilginç bir benzerlik oluşturarak
insanı şaşırtabiliyor.
Yazar ve sanat eleştirmeni John Berger, 40 yıl
önce vurularak öldürülen devrimci Ernesto ‘Che’ Guevara’nın ölümünün
ardından yazdığı yazıda, Rembrandt’ın söz konusu resmi ve Che’nin
Vallegrande köyündeki ölümünün ardından ‘sergilenirken’ çekilmiş olan
fotoğrafı arasındaki ilginç benzerliğe dikkat çekerken, bir yandan da
aslında bunun şaşılacak bir şey olmadığının altını çiziyor. Çünkü her
ikisi de bir ölüyü temsil ediyor ve nesnel olarak inceleme yapılırken
çekilmiş ya da resmedilmiş. Berger, önemli olanın, fotoğrafın temsil
ettiğinden çok, dünyanın durumuna katlanamayarak kendi yolunu çizen Che
Guevara’nın tasarlanarak seçilmiş ölümü olduğunu söylüyor. “Tasarlanan
ölümü, ona, dünyayı değiştirmenin zorunluluğunu gösterdi. Tasarlanan
ölümünün verdiği hak sayesinde, bir insan için zorunlu onurla yaşamayı
başarabildi,” diyor İngiliz yazar. “Ölüm nereden ve nasıl gelirse
gelsin, eğer savaş sloganlarımızı başka bir kulak duyacak, silâhlarımızı
kullanmak için bir başka el uzanacaksa ve başkaları, makineli tüfeğin
kesik güçlü ezgisiyle, yeni savaş ve zafer sloganlarıyla ağıtlar yakmaya
hazırsa, hoş geldi,” diyen de Guevara değil miydi zaten? O ne
yaptığının fazlasıyla farkında olan bir insandı.
9 Ekim 1967
tarihinde devrimci lider Ernesto Che Guevara, CIA ajanı Felix
Rodriguez’in sağladığı istihbaratı kullanan Bolivya ordusu tarafından
ormanlık bölgede yakalanıp, çatışmada öldüğü sanılsın diye defalarca
bacaklarından vurularak öldürüldü. Sonrasında yapılanlar da bir giz
değil artık. Guevara’nın 5 Mart 1960’ta Alberto (Diaz Gutierrez) Korda
tarafından çekilen fotoğrafı, 47 yıldır dünyanın en tanınmış
fotoğrafları arasında yer alıyor. 200’den fazla objenin üstünde bu
fotoğrafın baskısına rastlanabiliyor: Tişört, çanta, rozet, sigara
kutusu, şapka, pul, poster, şarap şişesi, matruşka bebekler, aklıma ilk
gelenler. Korda, 136 Kübalının öldürüldüğü bir saldırının ardından
düzenlenen ve Che’nin de katıldığı cenaze töreninde çekmiş bu ünlü
fotoğrafını. Che’nin yüzündeki “öfkeli ve üzüntülü” ifadeden çok
etkilendiğini söylüyor. Esas çerçevede bir adamla palmiye yapraklarının
arasında duran ‘Commandante,’ daha sonra fotoğrafçı Korda tarafından
izole edilmiş ve bu ‘ikonik’ imge doğmuş.
John Berger gibi fotoğraf
sanatıyla ilgilenmiş, bu konuda (da) derinleşerek düşünce üretmiş
yazarlardan biri olan Susan Sontag, ölümünden sonra “Che’nin ilham
verici güzel bir masala dönüşmesine izin vermememiz gerektiğini”
söylemişti. “Onun eşsizliğini vurgulamak, onu çağdaş dünyanın tartışmalı
bir siması olarak görmek çok daha iyidir.” Ancak, zaman içinde
Sontag’ın söyledikleri gerçekleşemedi ve Che bir tür masala dönüştü.
Yine de, onun hakkında bilinen doğruların pek azı bile bugün birçok genç
insan için esin kaynağı olmaya ve devrimci olarak bilinçlenmeye yol
açabiliyor.
Cesareti ve idealistliğiyle Che, yoz devrimci geleneğin
tam karşısında duruyordu. Daha doğrusu durmuyor, sürekli hareket
ediyordu. Çünkü biliyor ve söylüyordu: “Her devrimcinin görevi devrim
yapmaktır.”
Ona ithafen yazılan sayısız şiirden birinde, İngiliz
Christopher Logue şöyle diyordu: “Aralık. Geç kalmış kuşlar kanat
çırpıyorlar. / Bir otomobilin karla kaplı ön camına şunları yazıyorum: /
CHE YAŞIYOR!”
*Bu yazı 7 Ekim 2007 tarihli Radikal 2'de yayımlanmıştır.